Hoşlanmak ile Beğenmek Aynı Şey Mi?
Yine bir akşam, İzmir’in güzel sahilinde, kahvemi alıp denizin kenarına oturmuş, hayatın anlamını çözemediğim anlarda, kafamda bir soru belirdi: Hoşlanmak ile beğenmek aynı şey mi? Tamam, belki de bu sorunun evrenin sırrı kadar önemli olmadığını biliyorum, ama kafamı kurcalayan bir mesele. O yüzden bu yazıyı yazıyorum. Belki de sadece bir kafa karışıklığı ya da bir “ne olacak bu dünya” sorgulaması. Kim bilir?
Hoşlanmak: O Kişi Mükemmel, Ama…
Hoşlanmak, bir insanı gördüğünüzde kalbinizin “başka bir yere gitsem” diye çırpınmaya başlamasıdır. Düşünsenize, bir kafede oturuyorsunuz, karşınıza biri oturuyor ve aniden her şeyin anlamı değişiyor. Gözlerindeki o derinlik, gülüşündeki o mükemmellik, tam olarak ihtiyacınız olan anı yaratıyor. “O kişiyle hayatım boyunca birlikte yaşamak istiyorum” diyorsunuz, ama tam o anda garson geliyor, siparişinizi soruyor ve aniden sanki hayatınızın en büyük felsefi sorusunu çözmüşsünüz gibi bir rahatlama hissiyle “İki çay alabilir miyim?” diyorsunuz.
Hoşlanmak, genellikle bir anlık deliliğin sonucudur. Hani o meşhur “ilk bakışta aşık olma” olayı var ya, işte tam olarak o. Her şey mükemmel, ama biraz yüzeysel. Yani, çok fazla tanımadığınız bir insanı görüp “harika biri” diye düşünmek, biraz aldatıcı olabilir. Şahsen, ben hala tanımadığım birine, “Seninle hayatı paylaşmak isterim” diyecek kadar cesur değilim, ama belli ki bazı insanlar öyle.
Beğenmek: Gerçekten Tanıdığınız Kişiye Duyduğunuz Saygı
Peki, ya beğenmek? Beğenmek, biraz daha derin bir şey. Birini beğendiğinizde, onun fiziksel özellikleri, davranışları, hatta kişiliğiyle ilgili bir değer takdir ediyorsunuz. Bu genellikle hoşlanmaktan daha uzun süreli bir şeydir. Beğenmek, bir insanın fiziksel çekiciliğiyle sınırlı kalmaz, aynı zamanda içsel değerleriyle de ilgilidir.
Mesela, bir arkadaşım var. Onu ilk gördüğümde, “Yani, hoş bir insan ama…” diye düşünmüştüm. Ama zamanla onun espri anlayışını, dünyayı algılama biçimini beğenmeye başladım. Bir insanın hayatını nasıl yaşadığı, ona olan beğenimin artmasına neden oldu. Tabii ki, fiziksel çekiciliği de önemli, ama uzun vadede karakter ve düşünce biçimi her zaman daha öne çıkar.
Hoşlanmak ve Beğenmek Arasındaki Farkı Bir Diyalogla Çözmek
(Bir arkadaşımın telefon görüşmesinden)
Ben: “Ya, ben ona hoşlanıyorum gibi hissediyorum ama tam emin olamıyorum. Yani, bu beğenmekle mi hoşlanmak arasında bir fark var mı?”
Arkadaşım: “Bence hoşlanmak, biraz daha acemi bir his. Beğenmek ise daha olgun bir şey. Yani, senin durumunda biraz ‘beğeniyorum ama fazla fazla beğeniyorum’ gibi.”
Ben: “Yani, onun fiziksel çekiciliğine bayılıyorum, ama… kişiliğini beğenmeye başladım da diyorsun?”
Arkadaşım: “Aynen öyle. Bence beğenmek, ‘çok güzel’ demek değil, ‘şu özellikleri harika’ demek.”
Gerçekten de, bir insanı beğenmek, onunla bir hayat paylaşmakla ilgili daha sağlam temellere dayanıyor. Ama hoşgörü dediğimizde, genellikle o kişi bir anlık bir güzellik ya da baş döndürücü bir gülüşle karşınıza çıkıyor ve beyninizin “Dur bir dakika, ne oluyor?” dediği an, sadece hoşlanıyorsunuz.
Hoşlanmak, Beğenmek, Ama Tabii Ki!
Bir de beğenmek ve hoşlanmakla ilgili şöyle bir durum var. Kimse beğenilmek istemez mi? İster bir arkadaşınız, ister bir sevgili adayınız, her insan beğenilmek ve dikkat çekmek ister. Ama burada işin içine sosyal medya girince işler biraz daha karışıyor. Instagram’a bakıyorsunuz, bir fotoğraf beğeniyorsunuz, iki saat sonra o kişi, fotoğrafınızı beğeniyor. Ne oluyor? Hoşlanıyor musunuz? Beğeniyor musunuz? Ya da her ikisi birden mi?
Sosyal medya, beğenmek ve hoşlanmak arasındaki farkı bir paranteze alıp, her iki kelimenin de anlamını yerle bir ediyor. Hadi, kabul edelim, bazen ‘beğenmek’, yalnızca ‘hoşuma gitmek’le eşdeğer olabilir. Ama bu, insanın ruh haline göre değişir. İçten içe biraz daha fazla karmaşık. Yani, bir fotoğrafınıza beğeni gelmesi, hayatta daha derin bir anlam taşıyabilir. Kim bilir?
Sonuç: Biraz Hoşlanmak, Biraz Beğenmek
Sonuç olarak, hoşlanmak ile beğenmek aslında farklı kavramlar. Birini hoşlanmak, ilk başta bir “çarpılma” anı, belki de geçici bir duygudur. Beğenmek ise daha fazla tanıdıkça ve her yönüyle incelemeye başladıkça gelişen bir takdirdir. İzmir’in sokaklarında gezerken, bu iki duyguyu da deneyimlemek mümkün. Ama benim için, hayat biraz daha fazla “beğenme” tarafında. Hoşlanmak, bir noktada geçici, ama beğenmek kalıcıdır.
Ve yine, bu ikisini karşılaştırırken hep aynı soruyla karşılaşıyorum: Hoşlanmak ile beğenmek gerçekten aynı şey mi? Belki de, hiç biri asla aynı şey değildir.