Birçok Hangi Sıfat? Bir Anın İçinde Kaybolmak
Kayseri’nin sabahları, genellikle sessiz ve sakin olur. Hava, biraz soğuk ama bir o kadar da temizdir. Gözlerimi açtığımda penceremden süzülen ışıklar, bana her zaman o eski melodiyi hatırlatır. O melodiyi hatırladım çünkü birkaç yıl önce hayatımda bir an vardı, her şeyin değiştiği an… Belki de ilk defa “birçok hangi sıfat” sorusunun cevabını sormak zorunda kaldım. Çünkü o an, duygularım karma karışıktı; tıpkı Kayseri’nin sabahları gibi: soğuk, temiz ama bir o kadar da karmaşık.
O Gün, O Saate Kadar…
O gün sabahı, her şey normaldi. Hatta bir gün öncesi de sıradandı. Ancak, gözlerimi açtığımda bir şeyin farklı olduğunu hissettim. Her şey, o küçük ama bir o kadar da büyük anla başladı. Duygularım o kadar yoğundu ki, kelimeleri bulmak zor oluyordu. Bir sabah, Kayseri’nin sabahından çok daha fazlası vardı içimde. Kalbim, sanki bir film sahnesi gibi, hızlı hızlı atıyor, soluk almak bile zorlaşıyordu.
Birçok şey vardı o sabah. Gerçekten, bir o kadar karmaşık ve çok. Yolda yürürken, her adımımda daha fazla kaybolduğumu hissettim. İnsanlar bana bakıyordu ama onların bakışları bana dair hiçbir şey anlatmıyordu. O bakışlar boştu, bir anlam taşımıyordu. Ama ben, o an, bir insanın hayatındaki “bircok” anlamı sorabileceği tek zaman dilimindeydim.
Hayal kırıklığı, içimde derin bir yara gibiydi. Anlatamam, ne kadar çok olursa olsun, o duyguyu kelimelerle ifade edebilmek o kadar zor. İnsanlar birbirlerine “birçok” demeyi kolayca söyleseler de, aslında “birçok”un içinde derin bir anlam vardır, bu anlamı her zaman fark etmezler. Belki de o yüzden, insanlar sadece “bircok”u sayısal olarak göz önünde bulundururlar, ama içindeki duyguları, anlamları fark etmezler.
O An: Birçok Anı Birleştiren Bir Hatırlatıcı
Sana, o sabah olanları anlatmak istiyorum ama kelimelerimde bir eksiklik var gibi. O anı açıklamak için ne yeterli, ne de doğru kelimeler var. Hani bir şey olur ya, çok büyük, çok yoğun bir an yaşarsın ama ne olduğunu anlamazsın, sadece kalbinin çırpınışlarını hissedersin. İşte tam o an, “bircok hangi sıfat” sorusunu kendime sordum. Birçok, sadece bir sıfat değil; bir his, bir kimlik, bir arayıştı. O an yaşadıklarım da bir çok şeyin birleşimi gibiydi; hayal kırıklığı, mutluluk, umut, endişe…
Her adımımda, her geçen saniyede, bir yığın duygu birikti. O duygular biriktiği için, bir yanda gülümsemek istedim, bir yanda ise ağlamak. Ama ne hissettiğimi tam olarak anlayamadım. “Bircok” bir duyguydu. Bazen öyle karışıktı ki, ne doğru, ne yanlış, ne normal, ne de anormal olduğunu bilmiyordum. İçimde bir sürü soru vardı; “Gerçekten buradayım, ya da ben miyim?” diye düşündüm. Ve bir saniye bile durmaksızın sormaya devam ettim: “Bircok hangi sıfat?”
Bilinçli olarak, bütün duygularımı bir arada tutmaya çalışıyordum. Ama yavaşça fark ettim ki, belki de bu anları yaşamak ve hissetmek gerekirken, onları anlamaya çalışmak beni daha da hüsrana uğratıyordu. Çünkü, bir duygunun bir sıfatla tanımlanması mümkün değildi. “Bircok”un anlamı, o kadar genişti ki, sadece kelimelerle ifade edilemezdi.
Kayseri’de Bir Yalnızlık
İçimden geçen bu yoğun duyguları anlatmanın çok zor olduğunu fark ettim. Kayseri’de, insan bazen yalnız hissedebilir. Ama yalnızlık sadece fiziksel bir durum değildir. Kimi zaman, insan kendi içindeki “bircok”u tanımlamaya çalışırken daha da yalnızlaşır. Şehirde yürürken, insanlar sanki geçici, kısa vadeli bir anlam taşıyor gibiydi. Belki de bu yüzden, içimde biriken o derin duyguyu dışarı çıkartamıyordum.
Kayseri’nin taşları, o eski sokaklar, kalbime dokunan her şey bir başka anlam taşıyordu. Birçok şey vardı. Birçok duygunun karıştığı, kalbimde yankı yapan anlar. Ama sadece bir an vardı. O anın içinde kayboldum. Yolda yürürken kafamı kaldırdım ve bir köşe başında çocuklar oyun oynuyordu. Bir çocuk, diğerine “Gel buraya, birçoğumuz seni bekliyoruz!” dedi. O an, o küçücük cümle, bende bir şeyler uyandırdı. “Bircok” bir kelimeydi, ama içinde kaybolduğum bir anlam vardı. O çocukların dünyasında, birçok anlam vardı. O yüzden, “bircok” aslında sadece bir kelime değil; çok daha fazlasıydı. Birçok duygunun birleşimiydi, birçok anlamın kaybolmuş haliydi.
Hayal Kırıklığı ve Umut Arasında
Günler geçtikçe, içinde kaybolduğum bu “bircok” olgusu bir yanda beni boğuyordu. İçimden geçenleri tam olarak anlatamıyor, hislerimi doğru ifade edemiyordum. Ama bir yandan da, bu hislerin ve duyguların kaybolduğunu fark ediyordum. Birçok anlam, birçok soru, birçoğunun peşinden sürüklendiği bir hayat… Ama bu hayatı, o sabah kaybolan çocukların sözleriyle çözmeye başladım: “Birçok şeyi unutmak lazım, ama birçok şeyi de hatırlamak.”
İçimdeki birçok duygu artık bir anlam taşımıyor gibiydi. Ancak, bu anlamları bulmak, onlarla yüzleşmek bir başka yolculuktu. Bazen, duygular ve hisler sadece bir yanda kaybolan bir “bircok”tur. Bunu anlamak, en zor yolculuklardan biriydi. Ama belki de, işte tam bu noktada, hayatımıza renk katan şeyler “bircok” duygudan oluşuyordu.
O yüzden, bir sabah Kayseri’de, birçok duygunun arasında kaybolarak, sonunda ne hissettiğimi öğrendim: Bazen, duyguları sıfatlarla tanımlamak gerekmez.