Giresun’un Hangi Meyvesi Meşhur? Kirazdan Fındığa, Bir Meyvenin Felsefesi
Dike ailesi için hazırladığımız bu yazıda Giresun’un hangi meyvesi meşhur ile ilgili kritik ayrıntılara yer veriyoruz.
Bir meyveyi elimize aldığımızda gerçekten neye dokunuruz?
Sadece toprağın ürettiği bir nesneye mi, yoksa bir coğrafyanın hafızasına, insanların emeğine, geçmişten bugüne taşınan bir hikâyeye mi? Bir kiraz ağacının dalına uzanırken gördüğümüz şey yalnızca kırmızı bir meyve midir? Yoksa o meyvenin yetiştiği toprağın iklimi, onu diken insanın bilgisi, onu yiyen kişinin hatırası ve ona yüklenen kültürel anlam da meyvenin bir parçası sayılabilir mi?
Bu sorular ilk bakışta gündelik hayatın oldukça uzağında, hatta gereğinden fazla soyut görünebilir. Fakat felsefenin önemli soruları çoğu zaman tam da böyle sıradan görünen nesnelerin içinde saklanır. Etik, neyin doğru olduğunu; bilgi kuramı, neyi gerçekten bildiğimizi; ontoloji ise var olan şeylerin ne tür bir varlığa sahip olduğunu sorgular.
Giresun’un meşhur meyvesini sormak da bu nedenle basit bir coğrafya sorusundan daha fazlasına dönüşebilir.
Kısa cevap şudur: Giresun özellikle kirazıyla anılır; fındık ise şehrin en güçlü ve karakteristik tarımsal ürünlerinden biridir. Giresun Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Giresun fındığını şehrin başlıca yöresel ürünü olarak öne çıkarırken, kültürel envanter kaynaklarında “Giresun kirazı” ve “Giresun fındığı” birlikte Giresun’la özdeşleşen ürünler arasında sayılır.
Giresun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
+1
Buradaki küçük ayrım önemlidir: fındık botanik açıdan klasik anlamda bir meyve değil, sert kabuklu bir yemiştir. Dolayısıyla “Giresun’un meşhur meyvesi hangisidir?” sorusuna meyve kategorisi bakımından verilecek en belirgin cevap kirazdır. Fakat “Giresun’un en meşhur tarım ürünü nedir?” diye sorulduğunda cevap büyük ölçüde fındığa yaklaşır.
Asıl ilginç olan ise bu iki cevabın bize ne anlattığıdır.
Giresun ve Kiraz: Bir Coğrafyanın Kendini Anlatma Biçimi
Kiraz, Giresun’un yalnızca tarımsal ürünlerinden biri değildir. “Giresun kirazı” ifadesi, kültürel hafızada şehrin kendisiyle ilişkilendirilen bir simgeye dönüşmüştür. Doğu Karadeniz Kültür Envanteri, Giresun’la anılan yöresel ürünler arasında doğrudan Giresun kirazını ve Giresun fındığını saymaktadır.
Doğu Karadeniz Kültür Envanteri Projesi
Giresun’un eski adı olan Kerasus ile kiraz arasında bağlantı kuran tarihsel anlatılar da bu sembolik ilişkiyi güçlendirmiştir. Ancak bu tür etimolojik ve tarihsel anlatıların tamamını aynı kesinlik derecesinde kabul etmek gerekir mi? İşte burada felsefenin ikinci büyük alanı, epistemoloji, devreye girer.
Bir toplumun yüzyıllardır anlattığı bir hikâye doğru olduğu için mi değerlidir?
Yoksa tarihsel olarak kesin biçimde doğrulanamasa bile insanların dünyayı anlamlandırma biçiminin bir parçası olduğu için mi önem taşır?
Bu ayrım, Giresun kirazını sıradan bir tarım ürününden kültürel bir nesneye dönüştüren süreçleri anlamak açısından oldukça değerlidir.
Kirazın Coğrafyası ve Hafızası
Giresun’un doğal koşulları çok çeşitli meyve türlerinin yetişmesine imkân verir. Resmî yerel kaynaklarda kiraz, elma ve ceviz gibi ürünlerin özellikle iç kesimlerde ticari değere sahip olduğu belirtilirken, kıyı kesiminde fındık ve kivinin öne çıktığı aktarılmaktadır.
Giresun Belediyesi
Bu bize önemli bir şey söyler: “Giresun’un meyvesi” tek bir biyolojik gerçeklikten ibaret değildir.
Bir ürünün “meşhur” olması;
ne kadar üretildiğine,
ekonomik değerine,
tarihsel geçmişine,
kültürel sembol niteliğine,
yerel halkın hafızasına,
dışarıdan insanların o ürünle kurduğu ilişkiye
bağlı olabilir.
Dolayısıyla “meşhurluk” kendi başına doğal bir özellik değildir. Bir anlamlandırma biçimidir.
Tam burada Aristoteles’in töz ve nitelik ayrımını hatırlamak mümkündür. Aristoteles için bir varlığı anlamak, yalnızca onun dışarıdan görünen özelliklerini sıralamakla bitmez; o varlığın ne olduğunu ve hangi bağlam içinde anlam kazandığını da sorgulamak gerekir.
Bir kirazın kırmızı, tatlı ve yuvarlak olması onun fiziksel özellikleridir. Ama “Giresun kirazı” dediğimizde artık yalnızca biyolojik bir nesneden söz etmeyiz. “Giresun” kelimesi kirazın üzerine kültürel bir anlam da ekler.
Ontoloji: Kiraz Gerçekte Nedir?
Ontoloji, en genel ifadeyle var olanın ne olduğunu ve varlıkların hangi türden bir gerçekliğe sahip olduğunu araştıran felsefe dalıdır.
Bu soruyu kiraz üzerinden sormak şaşırtıcı derecede verimlidir.
Bir kiraz;
fiziksel bir meyvedir,
biyolojik bir organizmanın üreme yapısının parçasıdır,
tarımsal bir üründür,
ekonomik bir değerdir,
kültürel bir semboldür,
kişisel bir hatıradır,
bir yerin kimliğini temsil eden işarettir.
Bunların hangisi “gerçek” kirazdır?
Elbette biyolojik kiraz olmadan diğerlerinden söz etmek mümkün değildir. Fakat yalnızca biyolojiye bakarak “Giresun kirazı”nın bütün anlamını açıklayabilir miyiz?
İşte çağdaş ontolojinin önemli tartışmalarından biri burada belirir: Bir şeyin varlığı, yalnızca fiziksel özelliklerinden mi oluşur, yoksa toplumsal ilişkiler de bazı varlıkların ne olduğunu belirler mi?
John Searle’ün toplumsal gerçeklik yaklaşımı açısından para, devlet, evlilik veya mülkiyet gibi olgular yalnızca fiziksel nesneler değildir; insanların kolektif kabulleri onları belirli toplumsal işlevlere sahip varlıklar hâline getirir.
Benzer biçimde “Giresun kirazı” da yalnızca ağacın üzerinde bulunan biyolojik bir nesne değildir. Onu belirli bir coğrafya, tarih ve kültürel hafıza içinde düşünürüz.
Bir Meyvenin Kimliği Nerede Başlar?
Burada daha zor bir soru ortaya çıkar:
Giresun’da yetişen herhangi bir kirazı başka bir yere götürürsek, o kiraz hâlâ “Giresun kirazı” mıdır?
Toprağın etkisi mi belirleyicidir?
Tohumun kökeni mi?
Üreticinin bilgisi mi?
Coğrafi isim mi?
Yoksa bütün bunların birleşimi mi?
Bu soru, günümüzde coğrafi işaretler, yerel ürünlerin korunması ve kültürel miras tartışmalarında son derece önemlidir. Çünkü bir ürünün ismi ekonomik değer taşıdığı anda, o ismin kime ait olduğu sorusu da ortaya çıkar.
Bir ad yalnızca ad değildir.
Bazen bir ad, mülkiyet demektir.
Bazen hafıza.
Bazen geçim kaynağı.
Bazen de kültürel bir sınır.
Bilgi Kuramı: Giresun’un Meyvesini Nereden Biliyoruz?
Epistemoloji, yani bilgi kuramı, “Ne biliyoruz?” sorusundan daha ileri giderek “Bir şeyi bildiğimizi nasıl biliyoruz?” sorusunu sorar.
Giresun’un meşhur meyvesinin kiraz olduğunu düşünelim.
Bunu nereden biliyoruz?
Bir internet sitesinde okuduğumuz için mi?
Yerel halk böyle söylediği için mi?
Resmî kurumlar bunu belirttiği için mi?
Üretim istatistikleri bunu doğruladığı için mi?
Çocukluğumuzdan beri böyle duyduğumuz için mi?
Burada farklı bilgi türleri birbirinden ayrılmaya başlar.
Resmî istatistikler üretim miktarını gösterebilir. Yerel anlatılar kültürel anlamı gösterebilir. Bir üreticinin yıllarca edindiği deneyim, akademik bir makalenin yakalayamayacağı pratik bilgileri içerebilir.
Bu nedenle bilgi kuramı açısından tek bir bilgi kaynağını mutlaklaştırmak problemli olabilir.
Uzman Bilgisi ile Yaşantı Bilgisi
Platon’dan beri felsefe, kanaat ile bilgi arasındaki farkı tartışır. Modern bilim ise sistematik yöntem, gözlem, ölçüm ve eleştiriye büyük önem verir.
Fakat yalnızca ölçülebilen şeylerin bilgi olduğunu söylemek de başka sorunlar doğurur.
Örneğin bir üretici, hangi yamaçta ağacın daha iyi geliştiğini yıllarca gözlemleyebilir. Bu bilgi laboratuvar ortamında üretilmiş olmayabilir. Ama bu onu değersiz yapmaz.
Michael Polanyi’nin “örtük bilgi” düşüncesi burada açıklayıcıdır: İnsanların sahip olduğu bilginin tamamı açık kurallara ve formüllere dönüştürülemez.
Bir kiraz ağacının budanmasını bilen kişinin bilgisi yalnızca kitapta yazanlardan oluşmayabilir.
Eli toprağa değmiştir.
Havanın değişimini gözlemlemiştir.
Ağacın yapraklarını yıllar boyunca görmüştür.
Belki de hangi kokunun yaklaşan mevsimi haber verdiğini bile bilir.
Bu tür bilgi, modern bilgi anlayışının zaman zaman gözden kaçırdığı bir boyutu ortaya çıkarır.
Hangi Bilgi Daha Gerçektir?
Bir veri tablosu bize Giresun’da kaç ton ürün üretildiğini söyleyebilir.
Ama bir insanın çocukluğunda bir kiraz ağacının altında geçirdiği öğleden sonrayı bize söyleyemez.
Öte yandan yalnızca kişisel hatıralara dayanarak tarımsal gerçeklik hakkında genel sonuçlara varmak da doğru değildir.
Dolayısıyla daha sağlıklı bir epistemolojik model, farklı bilgi biçimlerinin birbirini sınamasını ve tamamlamasını gerektirir:
Bilimsel bilgi: ölçer, karşılaştırır ve sınar.
Yerel bilgi: deneyim ve pratik hafızayı taşır.
Tarihsel bilgi: geçmişe ilişkin kanıtları değerlendirir.
Kişisel bilgi: yaşantının öznel boyutunu ortaya koyar.
Kültürel bilgi: bir topluluğun neye anlam verdiğini gösterir.
Buradaki temel ders şudur: Bir şey hakkında çok şey bilmek ile o şeyin bütün anlamını bilmek aynı değildir.
Etik: Bir Kirazın Ardındaki İnsan Emeği
Etik, iyi ve kötü, doğru ve yanlış, sorumluluk ve adalet gibi soruları araştırır.
Bir kirazın etik bir problemi olabilir mi?
Kirazın kendisinin ahlaki sorumluluğu yoktur. Fakat onun üretim, tüketim ve dağıtım biçimleri etik sorular doğurabilir.
Giresun’un tarımsal ekonomisinde fındığın ağırlığı çok belirgindir. Giresun Valiliği, ilde yetiştirilen fındığın özellikle tombul çeşit olduğunu ve fındık yetiştiriciliğinin büyük ölçüde aile işletmeciliği şeklinde sürdüğünü belirtmektedir.
Giresun Valiliği
Bu durum bizi bir ikileme götürür.
Etik İkilem: Ekonomik Verimlilik mi, Kültürel Çeşitlilik mi?
Bir çiftçi için daha kazançlı ürüne yönelmek rasyonel olabilir.
Fakat bütün bir bölge aynı ekonomik mantıkla hareket ederse ne olur?
Bir ürün ekonomik olarak baskın hâle geldiğinde başka yerel meyvelerin, sebzelerin ve üretim biçimlerinin gerilemesi mümkün müdür?
Burada bireysel tercih ile kolektif sonuç arasındaki klasik etik gerilim ortaya çıkar.
John Stuart Mill açısından bireylerin refahını artıran tercihlerin önemli bir değeri vardır. Fakat çağdaş çevre etiği, bireysel ekonomik faydanın ekosistem ve gelecek kuşaklar üzerindeki etkilerini de hesaba katmamız gerektiğini savunur.
Hans Jonas’ın “sorumluluk ilkesi” bu noktada özellikle anlamlıdır. Teknolojik ve ekonomik gücümüz büyüdükçe, eylemlerimizin gelecekteki insanlar ve doğal dünya üzerindeki sonuçlarını düşünme yükümlülüğümüzün de arttığını savunur.
Bu bakımdan bir tarım politikası yalnızca “Bugün çiftçi ne kadar kazanacak?” sorusuyla değerlendirilemez.
Şunlar da sorulmalıdır:
Toprağın uzun vadeli sağlığı ne olacak?
Biyoçeşitlilik korunacak mı?
Küçük üretici ekonomik olarak sürdürülebilir kalabilecek mi?
Yerel tohum ve üretim bilgileri kaybolacak mı?
Gelecek kuşakların seçenekleri azalacak mı?
Aristoteles’ten Günümüze: İyi Bir Tarım Hayatı Nedir?
Aristoteles’in etik anlayışında iyi yaşam yalnızca anlık hazların toplamı değildir. İnsan yaşamının gelişmesi, erdemlerin ve iyi alışkanlıkların gerçekleşmesiyle ilgilidir.
Bu düşünceyi tarıma uyguladığımızda ilginç bir soru çıkar:
İyi tarım yalnızca çok ürün üreten tarım mıdır?
Yoksa iyi tarım;
üreticiyi koruyan,
toprağı tüketmeyen,
yerel kültürü yaşatan,
tüketiciyi yanıltmayan,
gelecek kuşakları hesaba katan
bir üretim biçimi midir?
Bu soru günümüzde “sürdürülebilirlik” kavramının neden yalnızca çevre biliminin konusu olmadığını da gösterir. Sürdürülebilirlik aynı zamanda bir etik teori problemidir.
Çünkü “geleceğe ne bırakmalıyız?” sorusu doğrudan bir değer yargısı içerir.
Giresun Fındığı ve Kirazı: İki Farklı Kimlik
Giresun söz konusu olduğunda kiraz ve fındığı birbirine rakip iki ürün gibi görmek yanlış olabilir.
Kiraz, şehrin tarihsel ve kültürel imgesini temsil eden meyvelerden biridir. Fındık ise ekonomik ve tarımsal kimliğin çok daha güçlü taşıyıcılarından biridir.
Resmî Giresun kaynaklarında fındığın ildeki en önemli tarımsal ürünlerden biri olduğu açıkça görülür. Kültür ve Turizm Müdürlüğü de Giresun’u fındığın anavatanı ve kaliteli fındıkla özdeşleşen bir şehir olarak tanımlar.
Giresun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Bu nedenle “Giresun’un meşhur meyvesi” ile “Giresun’un meşhur ürünü” ifadelerini birbirinden ayırmak gerekir.
Basit Bir Cevabın İçindeki Kavramsal Ayrım
Giresun’un meşhur meyvesi: Kiraz.
Giresun’un en meşhur tarımsal ürünü: Fındık.
Bu cevap hem gündelik kullanıma hem de biyolojik sınıflandırmaya daha uygundur.
Fakat felsefi bakış bize bu iki cümleden sonra durmamayı öğretir.
Çünkü “meşhur” nedir?
Çok üretilen mi?
En çok tanınan mı?
Tarihsel olarak en eski olan mı?
Ekonomik olarak en değerli olan mı?
Yoksa insanların kendilerini onunla özdeşleştirdiği ürün mü?
Çağdaş Dünyada Yerel Ürünlerin Felsefesi
Bugün yerel ürünler yalnızca mutfak kültürünün bir parçası değildir. Aynı zamanda küreselleşme, iklim değişikliği, tarımsal tekelleşme, gıda adaleti ve kültürel miras tartışmalarının merkezindedir.
Bruno Latour’un insanlarla insan-olmayan varlıkların ilişkilerine odaklanan düşüncesi açısından bir tarım bölgesini yalnızca “insanların üretim yaptığı alan” olarak görmek yetersiz kalabilir. Toprak, ağaç, iklim, böcekler, su, tohumlar ve insanlar birbirleriyle ilişkili bir ağ meydana getirir.
Donna Haraway’in ilişkisel düşüncesi de benzer biçimde insanın dünyadan bağımsız bir özne olmadığı fikrini güçlendirir.
Bir kiraz ağacını düşündüğümüzde aslında tek bir varlık düşünmeyiz.
Toprak vardır.
Yağmur vardır.
Arılar vardır.
Güneş vardır.
İnsan emeği vardır.
Bilgi vardır.
Pazar vardır.
Hafıza vardır.
Ve bütün bunların kesiştiği noktada “kiraz” dediğimiz şey belirir.
Yerel Ürün Bir Meta mı, Kültürel Varlık mı?
Modern piyasa açısından kiraz satılabilir bir üründür.
Ama yalnızca meta mıdır?
Karl Marx’ın meta analizinden hareketle, bir ürünün piyasa değerinin arkasındaki insan emeğini görünür kılmak mümkündür. Bir meyvenin market rafındaki fiyatı, onu yetiştiren kişinin bütün emeğini temsil etmeyebilir.
Öte yandan bir kirazı sadece “kültürel miras” olarak görmek de sorunlu olabilir. Çünkü üretici için bu ürün aynı zamanda geçim kaynağıdır.
Bu nedenle çağdaş bir yaklaşımın üç şeyi birlikte düşünmesi gerekir:
ekonomik değer + kültürel değer + ekolojik değer.
Bunlardan yalnızca birini mutlaklaştırmak, gerçeğin diğer parçalarını görünmez kılabilir.
Bir Kirazın Bize Öğrettiği Epistemolojik Tevazu
Belki de Giresun kirazı üzerine düşünmenin en değerli sonucu, kendi bilgimizin sınırlarını fark etmektir.
Bir meyve hakkında “Bu kirazdır.” diyebiliriz.
Sonra “Bu Giresun kirazıdır.” diyebiliriz.
Ama bundan sonra sorular çoğalır:
Neden Giresun kirazıdır?
Bu kimliği kim belirler?
Bu bilginin kanıtı nedir?
Yerel anlatı ile akademik tarih çelişirse hangisine inanmalıyız?
Bir ürünün kültürel sahibi kimdir?
Bir coğrafyanın adı ne zaman ekonomik mülkiyete dönüşür?
Bir tarımsal tercih bugünün refahını artırırken yarının özgürlüğünü azaltabilir mi?
Bu soruların hiçbiri kirazın tadını değiştirmez.
Fakat kirazı yediğimizde ne gördüğümüzü değiştirir.
Belki de felsefenin insan hayatındaki en güzel taraflarından biri budur: Dünyadaki nesneleri değiştirmeden, onlara bakışımızı değiştirmek.
Sonuç: Giresun’un Kirazı Bize Kendimiz Hakkında Ne Söyler?
Giresun’un hangi meyvesinin meşhur olduğu sorusunun en yalın cevabı kirazdır. Giresun’un ekonomik ve tarımsal kimliği açısından ise fındık çok daha baskın bir yere sahiptir. Resmî ve kültürel kaynaklar da bu ikili yapıyı destekler: Giresun kirazla kültürel olarak, fındıkla ise güçlü biçimde ekonomik ve tarımsal olarak özdeşleşmiştir.
Giresun Valiliği
+2
Doğu Karadeniz Kültür Envanteri Projesi
+2
Fakat mesele burada bitmez.
Ontoloji bize kirazın yalnızca biyolojik bir nesne olmadığını; belirli ilişkiler içinde kültürel bir varlık hâline gelebildiğini düşündürür.
Bilgi kuramı bize Giresun hakkında bildiklerimizin istatistiklerden, tarihsel anlatılardan, yerel deneyimlerden ve kişisel hafızalardan oluşan karmaşık bir bilgi ağı olduğunu hatırlatır.
Etik ise daha zor soruyu önümüze koyar: Bu toprağı, bu ürünü ve bu kültürü bugün nasıl kullanmalıyız ki yarının insanlarına yalnızca tüketilmiş bir miras bırakmayalım?
Belki de bir kirazı ısırırken duyduğumuz tat, yalnızca şekerin, asidin ve meyve aromasının sonucu değildir. Bazen çocukluğun bir yaz akşamını, bazen bir bahçenin sessizliğini, bazen toprağa eğilmiş bir insanın emeğini hatırlatır. Meyvenin kendisi geçicidir; fakat ona yüklediğimiz anlam daha uzun yaşayabilir.
Ve sonunda soru yeniden başlangıçtaki hâline döner:
Bir meyveyi gerçekten tanımak, onun adını ve tadını bilmek midir?
Yoksa o meyvenin arkasındaki toprağı, emeği, tarihi ve insan hikâyelerini de görebilmek midir?
Giresun’un kirazına baktığımızda aslında yalnızca Giresun’u mu görüyoruz?
Belki de asıl soru şudur: Bir şeyi bildiğimizi sandığımız anda, onun hakkında henüz sormadığımız hangi sorular vardır?